Hukukun Dönüm Noktaları

Salomon v. Salomon: Bir Kunduracı ve Şirketin Tüzel Kişiliği

YazarAv. Emre Can Sepetçi
Tarih18 Mayıs 2026
Okuma Süresi7 dakika
Salomon v. Salomon: Bir Kunduracı ve Şirketin Tüzel Kişiliği

Whitechapel'li Bir Kunduracı

1897. Londra'nın doğusunda, Whitechapel'in dar sokaklarında, Aron Salomon adında bir deri tüccarı ve çizme imalatçısı yıllardır kendi atölyesini işletiyordu. İşi sağlamdı: ordu ve denizciler için bot üretiyor, kendi adıyla, kendi hesabına çalışıyordu. Bugünün diliyle söylersek bir şahıs işletmesi sahibiydi — ve hukuken bu, işletmenin tüm borçlarından kendi kişisel malvarlığıyla, son kuruşuna kadar sorumlu olması demekti.

Salomon'un 1892'de attığı bir adım — işletmesini bir limited şirkete dönüştürmesi — sıradan bir ticari karardı. Ama bu karar, beş yıl sonra İngiliz Lordlar Kamarası'nın önüne geldiğinde, modern şirketler hukukunun en temel taşını yerine oturtacaktı: şirketin, onu kuran insanlardan ayrı bir hukuki kişi olduğu fikri.

Bu, soyut bir kavram gibi görünebilir. Oysa bugün bir müvekkil "şirket kuralım" dediğinde altına imza atılan her şey — sınırlı sorumluluk, tüzel kişilik, ortağın kişisel malvarlığının korunması — bu davanın mirasıdır.

Yedi Ortak Kuralı

O dönemin İngiliz hukukunda şirket kurmak, 1862 tarihli Companies Act ile düzenlenmişti. Kanun, bir limited şirketin kurulabilmesi için en az yedi "üye" (hissedar) şartı koyuyordu. Amaç, şirketin gerçek bir ortaklık olmasını, tek bir kişinin arkasına saklanabileceği bir kabuğa dönüşmemesini sağlamaktı — en azından kanun koyucunun niyeti buydu.

Salomon yedi ortağı kolayca buldu: kendisi, eşi ve beş çocuğu. Aile üyelerinin her biri şirkette birer hisse aldı; geri kalan yaklaşık yirmi bin hisse Salomon'un elinde toplandı. Kâğıt üzerinde yedi ortaklı bir şirketti; gerçekte ise Salomon'un kendisiydi.

Sonra ikinci ve daha kritik adım geldi. Salomon, mevcut işletmesini yeni kurduğu şirkete sattı — hem de cömert bir bedelle, yaklaşık 39.000 sterline. Şirketin bu parayı peşin ödeyecek hâli yoktu; bedelin bir kısmı hisse olarak, bir kısmı da yaklaşık 10.000 sterlinlik borç senedi (debenture) olarak ödendi. Bu borç senetleri, şirketin tüm malvarlığı üzerinde bir rehinle teminat altına alınmıştı.

Buradaki ince nokta şudur: Salomon, kendi kurduğu şirketin sadece hâkim ortağı değil, aynı zamanda teminatlı alacaklısı hâline gelmişti. Şirket batarsa, sıradan ticari alacaklılardan önce parasını alma hakkı vardı.

Bir Yılda Çöküş

Talih Salomon'dan yana değildi. Kuruluştan kısa süre sonra çizme ticaretinde durgunluk başladı, bir dizi grev üretimi aksattı ve şirketin güvendiği kamu siparişleri gecikti. Bir yıl dolmadan şirket borçlarını ödeyemez hâle geldi ve tasfiyeye girdi.

Tablo şuydu: şirketin elinde kalan varlık yaklaşık 6.000 sterlindi. Salomon'un teminatlı borç senetleri 10.000 sterlin tutuyordu. Teminatsız ticari alacaklılar ise yaklaşık 7.000 sterlin alacaklıydı. Hesap basitti — Salomon teminatlı alacaklı sıfatıyla mevcut varlığın tamamını alacak, sıradan ticari alacaklılara hiçbir şey kalmayacaktı.

Tasfiye memuru, alacaklılar adına Salomon'a şahsen dava açtı. İddia ilk bakışta güçlüydü: bu şirket gerçek bir şirket değil, Salomon'un bir takma adı, bir paravanıydı. İşi yapan da, yöneten de, kârı cebine koyan da Salomon'du. Öyleyse şirketin borçlarından da Salomon kişisel malvarlığıyla sorumlu olmalıydı.

Alt Mahkemelerin Öfkesi

İlk derece mahkemesi ve ardından İstinaf Mahkemesi (Court of Appeal), tasfiye memurunu haklı buldu. Yargıçların gerekçesindeki ahlaki rahatsızlık satır aralarından okunuyordu: Salomon, sınırlı sorumluluk kalkanının arkasına saklanarak işin riskini masum ticari alacaklıların üzerine yıkmıştı.

Mahkemeler bu sonucu bir hukuki kalıba sokmaya çalıştı. Kimi yargıçlara göre şirket, Salomon'un bir acentesiydi — yani onun adına iş gören bir aracı; öyleyse asıl sorumlu, acentesinin borçlarından da sorumlu olan Salomon'du. Kimine göre şirket, Salomon hesabına çalışan bir mutemetti. Ortak nokta şuydu: kanunun yedi ortak şartı, gerçek ve bağımsız yedi ortak demekti; Salomon'un kâğıt üzerindeki ailesi bu şartı gerçekten karşılamıyordu.

Lordlar Kamarası'nın Cevabı

Dava, son merci olan Lordlar Kamarası'na taşındı. 1897'de verilen karar, alt mahkemelerin hükmünü oybirliğiyle bozdu — ve hukuk tarihine geçti.

Lordların mantığı kuru ama sarsılmaz bir tutarlılıktaydı. Kanun ne istiyordu? Yedi üye. Salomon'un şirketinin yedi üyesi var mıydı? Vardı. Kanun, bu üyelerin birbirinden bağımsız olmasını, eşit hisseye sahip olmasını ya da "ciddi" yatırımcılar olmasını şart koşmuş muydu? Koşmamıştı. Öyleyse şirket usulüne uygun kurulmuştu ve mahkemenin, kanunun yazmadığı bir şartı sonradan ekleme yetkisi yoktu.

Kararın kalbinde, Lord Macnaghten'in bugün hâlâ şirketler hukuku derslerinin ilk haftasında okutulan sözleri yatar:

"The company is at law a different person altogether from the subscribers... the company is not in law the agent of the subscribers or trustee for them."

"Şirket, hukuk önünde, onu kuran kişilerden büsbütün ayrı bir kişidir; kuruluştan sonra iş tıpatıp eskisi gibi sürse, aynı kişiler yönetse ve kâr aynı ellere geçse bile, şirket hukuken kurucularının acentesi ya da mutemedi değildir."

Bu birkaç cümle, alt mahkemelerin tüm "acente" ve "mutemet" kurgusunu yıktı. Şirket bir kez usulüne uygun doğmuşsa, kendi başına bir hukuki kişidir: kendi adına mal edinir, kendi adına borçlanır, kendi adına dava eder ve dava edilir. Kurucuların onu hangi saikle kurduğu — vergi, risk dağıtımı, hatta sırf sınırlı sorumluluktan yararlanma arzusu — hukuken önemsizdir. Salomon da bu yüzden teminatlı alacaklı sıfatını korudu.

Perdenin İki Yüzü

Salomon kararı iki ilkeyi aynı anda çelikleştirdi. Birincisi tüzel kişilik: şirket, ortaklarından ayrı bir varlıktır. İkincisi sınırlı sorumluluk: ortak, şirkete koymayı taahhüt ettiği sermaye kadar risk alır; şirketin borcu, kural olarak ortağın kişisel malvarlığına uzanamaz.

Bu ikisinin arasındaki ayrım çizgisine hukuk dilinde "şirket perdesi" (corporate veil) denir. Perdenin bir yüzünde şirket, diğer yüzünde onu kuran insanlar vardır; Salomon kararı bu perdeyi kalın ve dayanıklı bir kumaştan dokumuştur. Kararın asıl devrimci yanı, "tek kişilik şirket"i — fiilen tek bir kişinin sahip olduğu ve yönettiği şirketi — meşru saymasıdır. Bu, küçük girişimcinin kişisel evini ve birikimini riske atmadan iş kurabilmesinin önünü açtı; modern kapitalizmin temel mekanizmalarından biri hâline geldi.

Ama perde mutlak değildir. Salomon'dan sonraki yüzyıl boyunca mahkemeler, perdenin kötüye kullanıldığı istisnai hâllerde onu "aralama" (piercing the corporate veil) yetkisini geliştirdi: şirket bir borçtan kaçmak için kurulmuş bir paravandan ibaretse, bir hileyi gizliyorsa ya da var olan bir yükümlülüğü etkisiz kılmak için bir cephe olarak kullanılıyorsa. İngiliz hukuku bu istisnaları, 2013 tarihli Prest v Petrodel kararına kadar uzanan bir içtihat zinciriyle tanımladı ve dar tuttu. Yani Salomon perdeyi kurdu; sonraki içtihat onun nerede biteceğini çizdi.

Türk Hukukunda İzleri

Türk hukuku şirketler hukuku geleneğini doğrudan İngiliz common law'undan değil, kıta Avrupası — özellikle İsviçre ve Alman — kodifikasyonlarından devraldı. Yine de Salomon kararının kristalize ettiği ilkeler, bizim Türk Ticaret Kanunu'muzun da bel kemiğidir.

Tüzel kişilik. Anonim ve limited şirketler, ticaret siciline tescille birlikte ortaklarından ayrı birer tüzel kişilik kazanır. Bu, Medeni Kanun'un tüzel kişiliğe ilişkin temel hükümleriyle de uyumludur.

Sınırlı sorumluluk. TTK uyarınca anonim şirkette pay sahibi yalnızca taahhüt ettiği sermaye payıyla, limited şirkette ortak yalnızca esas sermaye payıyla sınırlı bir risk taşır; kural olarak şirketin borçlarından kişisel malvarlığıyla sorumlu tutulmaz.

Tek ortaklı şirket. Salomon kararının "tek kişilik şirket"i meşrulaştırması, Türk hukukuna ancak 2012'de yürürlüğe giren yeni TTK ile geldi: bugün hem anonim hem limited şirket tek ortakla kurulabilir.

Perdenin aralanması. Türk hukukunda da, tüzel kişilik bir hakkı kötüye kullanma aracına dönüştüğünde mahkemeler "tüzel kişilik perdesinin aralanması" doktrinine başvurur. Bunun dayanağı çoğu zaman Medeni Kanun'un dürüstlük kuralıdır; şirketler topluluğunda hâkimiyetin kötüye kullanılmasına ilişkin TTK hükümleri de benzer bir işlev görür.

Kısacası: Whitechapel'li bir kunduracının 1892'de attığı imza, kavramsal olarak bugün İstanbul'da kurulan her limited şirketin kuruluş sözleşmesinde yaşamaya devam ediyor.

Hukukçu İçin Ders

Salomon kararının profesyonel hukuk pratiğine bıraktığı ders, "şirket kurmak iyidir" gibi bir tavsiye değildir. Asıl ders, şirketin bir hukuki araç olduğunu — ve her araç gibi, doğru kurulduğunda koruduğunu, özensiz kurulduğunda ise kırıldığını — görmektir.

Sınırlı sorumluluk gerçek bir kalkandır; ama bu kalkan, şirketin gerçekten ayrı bir varlık gibi işletilmesini gerektirir. Yetersiz sermayeyle kurulan, malvarlığı ortağınkiyle iç içe geçmiş, kayıtları düzgün tutulmayan, sırf bir borçtan kaçmak için araya sokulan bir şirket, perdenin aralanmasına en açık yapıdır. Salomon kazandı; çünkü şirketini kanunun istediği gibi kurmuş, sattığı işi gerçekten devretmiş ve teminatını usulüne uygun tesis etmişti. Davayı kazandıran, niyetinin temizliği değil, kuruluşunun kusursuzluğuydu.

Bir müvekkil "şirketleşelim" dediğinde, hukukçunun işi sadece evrak doldurmak değildir. Sermayenin yeterliliği, malvarlıklarının birbirinden ayrıştırılması, teminat ve alacak ilişkilerinin doğru kurgulanması, ortaklar arası ilişkinin yazıya dökülmesi — bunların hepsi, yıllar sonra bir kriz anında perdenin sağlam durup durmayacağını belirler. Yüz yılı aşkın süredir Salomon davası, bu kuruluş anının ne kadar belirleyici olduğunu hatırlatıyor.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için profesyonel hukuki danışmanlık yerine geçmez.
Bu web sitesi Logos Teknolojik Yatırımlar tarafından oluşturulmuştur.