AYM ile Yargıtay Çatışması: Can Atalay Krizi (2023-2024)
25 Ekim 2023 tarihinde Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Gezi Parkı davasından mahkûm edilen ve Mayıs 2023’te milletvekili seçilen Can Atalay hakkında karar verdi: Hak ihlali. Tahliye edilmesi gerekiyordu.
Ancak tahliye hiçbir zaman gerçekleşmedi. Türkiye, iki yüksek mahkemenin kamuoyu önünde açıkça çatıştığı, tarihinde benzeri görülmemiş bir anayasal krizin içine girdi.
Kriz Nasıl Gelişti?
Atalay 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde milletvekili seçildi. Avukatları yasama dokunulmazlığı gerekçesiyle tahliye ve yargılamanın durdurulmasını talep etti. Talep reddedildi; Atalay AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
AYM 9’a karşı 5 oyla hak ihlali kararı verdi: Seçilme hakkı ve kişi hürriyeti ihlal edilmişti, tahliye yapılması gerekiyordu. Karar ilgili ağır ceza mahkemesine gönderildi.
Türk Hukukunda Olmayan Bir Karar
İlk derece mahkemesi AYM kararına uymadı; dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Yargıtay 8 Kasım 2023 tarihli kararında “Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına” karar verdi. AYM, bu kararın Türk hukukunda bulunmayan bir karar türü olduğunu açıkladı.
Aralık 2023’te AYM ikinci kez ihlal kararı verdi; bu sefer aynı zamanda bireysel başvuru hakkının da ihlal edildiğini tespit etti ve tazminata hükmetti. Gene de tahliye olmadı.
Anayasa Madde 153’e Rağmen
Anayasa’nın 153. maddesi açıktır: AYM kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar; hiçbir takdir yetkisi tanınmaz. Eski AYM başkanlarının tamamı Yargıtay’ın tutumunu Anayasa’ya açık aykırılık olarak nitelendirdi. Süreç sonunda dava AİHM’in önüne taşındı.
Hukuki Miras: Benzeri Görülmemiş Kriz
Can Atalay krizi, iki yüksek mahkemenin açıkça ve kamuoyu önünde birbirini reddettiği nadir bir örnektir. Bu kriz; bireysel başvuru sisteminin işlevini, Anayasa’nın bağlayıcılığının anlamını ve yargı kurumları arasındaki hiyerarşinin fiilen işleyişini sorgulatmaktadır.
Can Atalay’ın tahliye edilip edilmemesi, Türkiye’nin hâlâ bir hukuk devleti olup olmadığının göstergesi olacaktır.